Viski ve Şarabın peşinde bir içki emekçisi...
instagram : @icmedensarhos
e-mail : info@icmedensarhos.com
TRAKYA BAĞ ROTASI - 2
Mayıs ayında ilkini gerçekleştirdiğimiz ve tadı damağımızda kalan Trakya Bağ Rotası seyahatimizin ikincisini 12-13 Eylül 2015 tarihlerinde gerçekleştirdik. 12 Eylül günü yağmurlu bir İstanbul sabahına uyanıyoruz. İlk durağımız UmurBey olacak. Umurbey bağları Tekirdağ'ın Yazır köyünde. Ancak eylül ayı bağbozumu olduğu için bizi Tekirdağ merkezdeki Şarap Evlerinde ağırlayacaklar. Yaklaşık 1.5 saatlik bir yolculuktan sonra Umurbey Şarapevine varıyoruz.

UMURBEY:

Bizi Pelin Hanım karşılıyor. Daha önceden randevulu gittiğimiz için masamız ve tadım aperatiflerimiz hazır. Tadıma Shiraz üzümlerinden 2014 yılında hayat bulmuş olan bir blush ile başlıyoruz. Sıcak yaz günlerinde yüksek asiditesi ve çilek/tarçın aromları ile güzel bir serinletici olduğunu düşündüğüm bu keyifli rozeden sonra sırada beyaz şarap var. Umurbey'in iddialı beyaz şaraplarından Sauvignon Blanc 2014'ü tadıyoruz. Burunda kayısı, alıç ve limon kokularına damakta beyaz nektarinin de eklendiği bu meşe görmemiş beyaz şarap çok keyifli gerçekten. Acaba biraz meşe fıçıda bekletilebilseymiş nasıl olurmuş diye de düşünmeden edemiyoruz. Bu şarabın 5 Eylül'de ilk defa düzenlenen 1. Trakya Şarapları Yarışmasında gümüş madalya aldığını da hatırlatalım.

Roze ve beyazdan sonra sırada kırmızılar var. Umurbey Blend Cabarnet Sauvignon/Merlot 2011 ile kırmızılara başlıyoruz. Burunda vişne ve karamel kokularına damakta meşe, kahve ve baharat tadlarının da eklendiği dolgun bir şarap. Şarabın şişe fiyatının 15 TL olduğunu öğrenince şaşırıyor ve hemen birkaç şişe alıyoruz. Son tadımımız Umurbey Cabarnet Sauvignon 2011 Rezerve. Blend'e göre daha gövdeli ve dolgun, daha keskin hatlı bir şarap. Havalandırılınca gerçek karakterini yansıtabileceğini notlarımıza ekliyoruz. Tadımımız sona eriyor. Pelin hanıma teşekkür edip tekrar yollara koyuluyoruz.
KÜÇÜK EV BALIK LOKANTASI :

Barbare bağlarına geçmeden önce öğle yemeği için bir aile işletmesi olan Küçük Ev balık lokantasında mola veriyoruz. Bağ rotası yazımda şarap ile ilgili paylaşımlara bir parantez açarak bu lokantadan kısaca bahsetmek istiyorum. Muhteşem bir manzara eşliğinde ev ortamında Erdoğdu Bey'in tatlı sohbeti ile beraber muthiş deniz mahsülleri yemek istiyorsanız bu lokantaya mutlaka uğramalısınız. Erdoğdu Bey mekanın sahibi ve aynı zamanda aşçısı. Tüm yemekler onun ellerinden geçiyor. Kızı da servis yapıyor. Önce kalamar tava ve güveçte karides yapıyor bize Erdoğdu Bey. Karides muhteşem. Parmaklarımızı yiyoruz. Ardından balılara geçiyoruz. Mısır ununda yapılmış hamsinin ardından bir efsane gliyor masaya. Erdoğdu Bey usülü palamut ızgara. Ben normalde palamut sevmem ancak Erdoğdu bey palamutları ızgarada pişirdikten sonra limon zeytinyağı sarımsak ve dereotundan oluşan özel bir sosla masamıza servis ediyor. Bir lezzet patlaması, lezzet şöleni yaşanıyor masada. 

Yolu Tekirdağ'dan geçenler Barbaros köyündeki Küçük Ev Balık Lokantasına mutlaka uğramalı ve Erdoğdu Bey'in muhteşem balıklarından tatmalı.
BARBARE ve BARBAROS BAĞ EVİ :

Öncelikle şunu belirteyim, Barbare bağlarına Google Maps kullanarak gitmeye çalışmayın. Tali yollarda kaybolup aracınızın çamuralara saplanması işten bile değil. Eskiden kalma yöntemler ile sora sora bulmak ve Özcan Bey'in yol tarifine uymak en iyisi. Birçok yol badiresi atlattıktan sonra akşam üstü Barbare bağlarına ve Barbaros Bağ Evine ulaşıyoruz. Bizi Perihan Hanım karşılıyor. Muhteşem bir manzaraya sahip olan teraslarında hoşgeldin roze'mizi içiyoruz. Bir anda havamız değişiyor. 
Yorgunluğumuzu üzerimizden atmamızın ardından Özcan Bey'in eşliğinde mahzen turu atıyor ve Barbare Bağları hakkında detaylı bilgiler alıyoruz. Barbare bağları Can Topsakal tarafından 2000 yılında hayata geçirilmiş bir proje. Tekirdağ Barbaros köyü ve civarında toplam 230 dönümlük bir arazide Fransız bir danışman kullanılarak yola çıkılmış. Cabarnet Sauvignon, Merlot, Syrah, Grenache ve Mourvedre üzümlerinin dikildiği bağlarda organik tarım yapılıyor. Üzümlerin tamamı kırmızı ve rose şarap üretiminde kullanılan üzümler. Barbare'nin 2012 yılında ürettiği Sauvignon Blanc şarabının üzümlerini farklı bir üreticiden aldığını hemen ekleyelim. Ancak daha sonra böyle bir yönteme bir daha başvurulmamış Gelecek dönemlerde beyaz şarap üretiminde kullanılacak üzümler yetiştirme adına planları olduğunu öğreniyoruz.
Barbare'nin kırmızı şarapları 3 seriye ayrılıyor. Renkli seri, gümüş seri ve altın seri. Renkli serilerinde 2 şarap bulunuyor. Cabarnet Sauvignon ve Merlot blendi ile Syrah, Grenache ve Mourvedre blendi. Gümüş seri de yine 2 blend karşımıza çıkıyor. Cabarnet Sauvignon ve Mourvedre üzümlerinden hayat bulan Prestige ve Syrah, Grenache ve Mourvedre üzümlerinden hayat bulan Elegance. Altın seri Premier adı ile satılıyor. Cabarnet Sauvignon monosepaj ve Syrah monosepajın yanı sıra 2009, 2011 ve 2012 yıllarının en kaliteli şarapların kullanıldığı blend Premier serisini oluşturuyor. 

Mahzen turu sonrası Barbaros Bağ Evinden odalarımıza çekilip akşam yemeği için hazırlanıyoruz. Akşam yemeği menümüzde karides çorbası, kremalı mantar soslu erişte ve karameliza patates ve soğan eşliğinde pekmez soslu bonfile var. Bu muhteşem yemeklere elbetteki Barbare şarapları eşlik ediyor. Önce Barbare Elegance ile başlıyoruz. Ardından Barbare Prestige ile devam ediyoruz. Özcan Bey yemeğin sonunda menüde yer almamasına rağmen bize bir jest yaparak masamıza Barbare Premier 2009, 2011, 2012 Blendi getiriyor. Özellikle Premier Blend, dolgun ve gövdeli yapısı ve damakta uzun kalıcılığı ile bizleri kendine hayran bırakıyor. Özcan Bey'in gecenin sonunda ise bize bir sürprizi var. Hobi olarak kendisi için ürettiği %50 alkol oranlı grappa'dan ikram ediyor bize. Sohbet sohbeti açıyor ve geç saatlere kadar muhabbet sürüyor. Muhteşem bir gece, muhteşem şaraplar ve lezzetli yemeklerin ardından odalarımıza çekiliyor ve bir sonraki gün zinde olabilmek için uykuya dalıyoruz.

Ertesi sabah Barbaros Bağ Evinin muhteşem kahvaltısına uyanıyoruz. Gerçekten de hem tesis, hem yemekler, hem de servis kalitesi çok yüksek. Barbare şaraplarından hatırı sayılır miktarda satın alıp tekrar yollara düşüyoruz.
CHATEAU KALPAK :

13 Eylül Pazar sabahı kahvaltı sonrasında tekrar yoldayız. Hedefimizde Chateau Kalpak var. Chateau Kalpak Şarköy'den Gelibolu yönüne doğru giderken 7. km'de bulunuyor. Tekirdağ'dan yaklaşık 75 km uzaklıkta. Bağlara vardığımızda bizi Sevgi Hanım karşılıyor. 100 dönümlük bir arazide butik ve kaliteli şarapçılık yaptıklarından bahsediyor. Chateau Kalpak'ta bağbozumu henüz başlamamış. Üzümlerin 1-2 hafta daha olgunlaşmasını bekleyeceklerini iletiyor. Daha sonra mahzene iniyoruz ve sohbetimize mahzende devam ediyoruz. Tadımı da mahzen de yapacağız. 
Mahzende turumuza Chateau Kalpak markasının yaratıcısı ve sahibi sevgili Bülent Kalpaklıoğlu da katılıyor. 1991 yılında Amerika'dan Türkiye'ye dönerek şarap üretimi işine girdiğinden bahsediyor Bülent Bey. Piyasaya sürdüğü ilk ürün ise 2010 rekoltesi. Yani 19 sene sonra. Evet yanlış duymadınız 19 sene. Bu süre zarfından çeşitli denemeler yaptıklarını, üzümlerinin ve şaraplarının kalitesini yükseltmek için uğraş verdiklerini anlatıyor Bülent Bey. İşini ne kadar tutku ve sevgiyle yaptığını, bu şaraplar için harcanan emeğin ve zamanın ne kadar fazla olduğunu sohbet devam ettikçe daha iyi anlıyoruz. Chateau Kalpak mahzeni yer altına yapılmış. Hatta mahzenin içinde belli bir bölüm de toprağın katmanlarının daha iyi görülebilmesi için dekoratif olarak açık bırakılmış. Diğer üreticilerimizden farklı olarak burada üzümlerin fermantasyonu da meşe tanklarda gerçekleşiyor. Sonrasında da yıllanma için fransız ve macar meşe fıçıları kullanılıyor. Chateau Kalpak sadece blend kırmızılar üretiyor. Beyaz şarapları ya da monosepaj kırmızıları yok. Bülen Bey bunu şöyle açıklıyor; "Hani bir eti güzelleştirmek için üstüne sos, yanına garnitür yaparsınız ya, aynı onun gibi birşey. Şaraplarımızdan en iyi keyfin alınması için karışım yüzdelerini çok hassas ve dikkatlice seçiyoruz" diyor. Tadımımızda Kalpak'ta 2011 yılında üretilen 3 şarabı da tadıyoruz. Bunlar sırası ile BBK, Twin ve Kalpak. BBK Merlot üzümleri ağırlıklı bir şarap, Twin ve Kalpak'ta ise Cabarnet üzümleri daha yoğunluklu. Tüm şaraplar dolgun, yoğun aromalı, uzun bitişli ve çok keyifli. Ve yine tüm şaraplar çeşitli yarışmalarda çeşitli ödüller almışlar. Ancak bu şarapları bulmak pek kolay değil. Sadece Akmerkez'deki Macro markette ve bazı seçkin restoranlarda bulabiliyorsunuz. Ya da Şarköy'de Chateau Kalpak'ı ziyaret edebilirsiniz. :) Sohbetimiz esnasında Bülent Bey piyasaya satışa vermedikleri 1500 şişelik 2010 yılı sınırlı üretim %85 Petit Verdot içeren şaraplarından bahsediyor. Bülent Bey'in bu şarap için tanımlaması aynen şöyle: "Hani sevgilinizi öpmeye doyamazsınız ya, bu şarabı da içmeye doyamayacaksınız, içtikçe içesiniz gelecek." :)
Chateau Kalpak'tan da güzel anılarla ve hatırı sayılır sayıda şişe ile ayrılıyoruz. Artık İstanbul'a dönme ve rüyadan uyanma vakti. Trakya Bağ rotasını ikinci ziyaretimiz de birkez daha anlıyoruz ki ülkemizde şarapçılık her türlü zorluğa rağmen dimdik ayakta ve yurt dışı ile yarışır kalitede şaraplar üretilir hale gelmiş durumda. Üreticilerimizin harcadığı emek ve ortaya çıkardıkları muhteşem ürünler nedeni ile karşılarında saygıyla eğiliyoruz. Bize düşen de gördüklerimizi, duyduklarımızı aktarmak ve bu güzel ürünlerin tadına bakmak oluyor. İyiki varsınız.