Viski ve Şarabın peşinde bir içki emekçisi...
instagram : @icmedensarhos
e-mail : info@icmedensarhos.com
İSKOÇYA MACERASI - GLENFIDDICH ve BALVENIE
Gezi notlarıma başlamadan önce bizleri davet eden dünya viski devi, Glenfiddich, Balvenie ve Kininvie gibi önemli damıtımevlerinin sahibi William Grant & Sons firmasına, Glenfiddich'in Türkiye distribütörü olan BT firmasına ve bu firmalarda görevli Garreth, Levent ve Gürkan Bey'lere teşekkürü bir borç bilirim. 
30 Mayıs Pazartesi: 

Türk Havayollarının tarifeli seferi ile Pazartesi sabahı 08.25’te 13 kişilik bir grup olarak Edinburgh’a hareket ediyoruz. Yolculuk dört saat sürüyor ancak saat farkının da verdiği avantaj ile 10.30 sularında Edinburgh havalimanına iniş yapıyoruz. Havaalanında grubumuzu Maynes Corporate Travel'dan kiralanmış bir minibüs bekliyor. Bu minibüse binip hiç vakit kaybetmeden yola koyuluyoruz. Hedefimizde Elgin var. Elgin şehri İskoçya'nın küçük ama şirin bir şehri. Dufftown'da bulunan Glenfiddich ve Balvenie damıtımevlerine de sadece 30 dakika mesafede. Bu lojistik avantajı nedeniyle de Speyside bölgesine gezmek isteyenler için en avantajlı konaklama merkezi.


Grubumuz birbirini daha önce tanımayan ve farklı sektörlerde çalışan insanlardan oluştuğundan grup içi iletişimi ve motivasyonu arttırmak amacı ile Lochter Activity Center'da mola veriyoruz. Bu tesiste gokarttan, atıcılığa, balık tutmaktan golfe kadar birçok aktiviteyi bulmak mümkün. Tesiste yediğimiz öğle yemeğinin ardından önce gokart ardından da atıcılık aktiviteleri ile günümüze renk katıyor ve grupla iyice kaynaşıyoruz. Tesis ile ilgili detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz


Yolculuk ve aktivitelerle geçen yorucu bir günün ardından Elginde konaklayacağımız The Mansefield Otel'e ulaşıyoruz. Bu otel Elgin'in en güzel (ve en pahalı) oteli. Akşam yemeğini otelin restoranında yedikten sonra şehrin en şirin barlarından biri olan Muckle Cross'a gidiyoruz. Gecenin son viskilerini de yudumladıktan sonra dinlenmek üzere odalarımıza çekiliyoruz. Zira ertesi gün zinde olmamız gerek. 


31 Mayıs Salı: 

Sabah kahvaltısının ardından bizi bekleyen minibüsümüze binip Dufftown'a doğru yola çıkıyoruz. İlk durağımız 1886 yılında kurulan ve iskoç dilinde "Geyikler Vadisi" anlamına gelen efsane damıtımevi Glenfiddich. Damıtımevi girişinde bizi tur rehberimiz Colin karşılıyor. Kendisinin o gün tur rehberi olarak son iş günü olduğunu, ertesi gün Glenfiddich restoranının yeme içme işleri müdür olarak görevinin değişeceğini öğreniyoruz. :) 

Turumuz damıtımevinin kuruluşunu ve tarihini anlatan kısa bir film ile başlıyor. 1886 yılında William Grant ve çocukları tam 750.000 taş kullanarak elleriyle bu damıtımevini kurmaya başlıyorlar ve ilk viski 1887 yılının şükran gününde üretilmeye başlanıyor. Bu hayat iksirine can veren ise Robbie Dhu nehri. Bu nehrin kaynağından çıkan sular Glenfiddich'e hayat veriyor. William Grant & Sons firması bu nehri ve kaynağını kullanabilmek adına kaynağın çevresindeki 23.000 dönüm araziyi de satın almış durumda.

Glenfiddich'in tarihini anlatan kısa filmin ardından, viskinin yapım aşamalarını öğrenmek üzere tur rehberimiz Colin ile birlikte turumuza başlıyoruz. İskoç viskisi arpadan üretiliyor. Viski yapımı için kullanılacak arpalar "Mill" adı verilen değirmenlerde çatlatılıp ıslatılarak filizlenmeye bırakılıyor. Ancak filizlenme bir aşamada durdurulmalı ve arpanın içindeki nişasta korunmalı. Zira alkol kimyasal bir madde ve şeker alkole dönüşüyor. Filizlenmeyi durdurmak için ısıtılan arpalar daha sonra "Mash Tun" adı verilen tanklarda "Wort" adı verilen bir nevi şekerli suya dönüşüyor. Bu wort adı verilen sıvı daha sonra maya ile buluşmak ve alkole dönüşmek üzere "Wash Back" adı verilen tanklara yönlendiriliyor ve bu tanklarda fermantasyon başlıyor. Glenfiddich'te fermantasyon 72 saat sürüyor. (Diğer gezdiğim damıtımevlerine göre en uzun fermantasyon Glenfiddich'te. Örneğin Balvenie'de 54 saat, Ardbeg'de ise 48 saatte fermantasyon tamamlanıyor.) Fermantasyonun tamamlandığı bu aşamaya kadar anllatıklarım aslında bira yapımı aşamalarıyla da neredeyse birebir aynı. Fermantasyon sonunda bira benzeri %8-9 alkol seviyesine ulaşmış bir sıvı elde ediliyor.
Artık biraya benzer sıvının imbiklerde damıtılarak alkol seviyesinin yükseltilmesi zamanı geldi. Viski damıtımında kullanılan imbikler bakırdan yapılıyor. Bakırın alkol içindeki bazı kötü koku ve tatları filtreleme özelliği bulunuyor. Dolayısı ile alkolün bakır imbikler ile temasını arttırabilmek en önemli prensiplerden biri. İmbiklerde viskinin tadına etki edecek bir diğer önemli etken ise imbiğin boyu, hacmi ve boyun kısmının eğimi. Bu yüzden her damıtımevinin farkı özelliklerde imbikler kullandığını söylemek mümkün. İmbiklerde yüksek ısılar ile alkol buharlaştırılarak ve sudan ayrıştırılarak yükseltiliyor ve imbiğin uç kısmında tekrar sıvıya dönüştürülerek depolanıyor. Böylece fermantasyon sonrası elde etmiş olduğumuz sıvının alkol oranı yükseliyor.

Viski üretiminde distillation (damıtım) aşamasında birçok farklı teknik bulunmakta. Örneğin İskoçya'da birçok damıtımevi 2 kere distillasyon yaparken bazı İskoç damıtımevleri (örneğin Auchentoshan) ve İrlanda üreticileri 3 kere distilasyon yöntemini uyguluyor. Hatta günümüzde artık 2.5 ditilasyon (Ardbeg) ve 2.89 distilasyon (Mortlach) yöntemleri de mevcut. Distialsyon sonrasında "New Make Spirit" adını verdiğimiz hayat suyu oluşuyor ve bu sıvının alkol oranıda Glenfiddich için %63
Damıtılmış olan "New Make Spirit"in lezzetli bir viskiye dönüşebilmesi için artık iki şeye ihtiyacımız var. Kaliteli bir fıçı ve zaman. Glenfiddich ve Balvenie damıtımevlerinde fıçıların depolandığı bölgelerde fotoğraf çekimi yasak olduğundan bu detayı maalesef yazımda gösteremiyorum. Depolarda yıllardır uyuyan ve şişelenmeyi bekleyen viskilerin ve fıçıların yaydığı koku ise gerçekten paha biçilmez bir deneyim. Glenfiddich'in daha önce özellikle Şeri yapımında kullanılan bir yöntem olan "Solera" yı viski üretimine uygulaması ve bu yöntem ile ürettiği Glenfiddich Solera 15 ise tam anlamıyla çığır açan bir yenilik. Farklı yıllarda ve farklı oranlardaki Glenfiddich'lerin karıştırılması ve Solera tankında evlendirilmesi ile vücut bulan bu viskinin tankından direk viski içebilmiş ender kişilerden biri olduğumu da burada söylemeden geçemeyeceğim. :) 

Turumuzun ardından ise Glenfiddich tadımımız başlıyor. Tadımımızda Glenfiddich klasikleri var. 12, 15 ve 18 yıllık ekspresyonlar hem burunda hem de damakta tek kelimeyle muhteşem. Glenfiddich 12 benim single malt viskiye giriş olarak önerebileceğim fiyat/performans oranı çok memnun edici bir viski. Glenfiddich 15 Solera ise yapım tekniğinden ötürü içinde yüksek yıllı viskileri de barındırmasına rağmen uygun fiyatı ile tüketicileri memnun eden bir şaheser. Glenfiddich 18 ise benim favorim. Sherry Cask fıçı etkisini gayet dengeli hissettiren müthiş bir ekspresyon.
Öğle yemeğimizin ardından bu sefer sırada Balveni damıtımevi ziyaretimiz var. Balvenie daha "butik" çalışan bir damıtımevi desek yanlış olmaz sanırım. Hala kendi arpasının bir kısmını (%10 kadar) kendi üreten, dışardan alınmış Sherry ve Bourbon Cask fıçıların tamirini kendisi yapan ve geleneklerine bağlı bir damıtımevi. Balvenie'de daha az sayıda imbik bulunmakta ve üretim kapasitesi de buna paralel olarak daha az. Aşağıda arpaların serili olduğu alanı görebilirsiniz. Bu alanda eskiden arpaları havalandırmak için çalışan işçiler kürekle arpaları ters yüz ederlermiş. Bu kol ve kas gücü isteyen işlem sonucunda kol ve omuz düşüklüğü denilen "Monkey Shoulder" isminde bir hastalığa yakalanan işçilerin anısına William Grant & Sons'ın "Monkey Shoulder" isminde Glenfiddich, Balvenie ve Kininvie karışımı ile oluşan blended malt bir viskisi de bulunmakta.
Balveni damıtımevi denince "Cooperage" adı verilen fıçı tamiratının yapıldığı bölümden bahsetmeden geçmek olmaz elbette. Kendi fıçılarını kendi tamir eden tek damıtımevi olan Balvenie'de bu işlem tamamen manuel olarak eski geleneksel yöntemlerle yapılıyor. Bir fıçı ustası 4-5 senede yetişebiliyor ve doğal olarak da çok değerli (aldıkları ücretleri de siz tahmin edin artık :) ) Aşağıdaki fotoğraflarda fıçı ustalarının fıçılar ile olan dansını görebilirsiniz.
Balvenie turumuzun ardından bizi bir de sürpriz bekliyor. Balvenie fıçılarından kendi şişemizi doldurmak! Kulağa çok hoş geliyor değil mi? Direk fıçıdan doldurduğumuz şişelerimiz depo kayıtlarına da ismimizle beraber giriyor. 

Bu sürprizin de ardından sırada Balvenie tadımı var. Tadımımızda Balvenie'nin 3 ekspresyonu var.
Balvenie 12 Double Wood olgunlaşma sürecini önce bourbon cask ve ardından da Sherry Cask fıçılarda geçirmiş çok dengeli bir viski. Balvenie'nin karakteristik özellikleri olan çiçek ve bal koku ve tatlarına tamamen hakim. 

Balvenie 14 Carribean Cask ise 14 yıllık bir olgunlaşma sürecinin ardından Karayip Rom fıçılarda ekstra olarak olgunlaşmış. Rom fıçının etkisi hem tat hem de kokuda çok belirgin. Tropik meyveler ve vanilyanın baskın olduğu muhteşem bir viski.

Balveni 21 Port Wood ise Balvenie'nin amiral gemisi. Daha önce içinde 30 yıl porto şarabı bekletilmiş fıçılarda gelişiminin son aşamalarını geçiren bu viski tarçın, narenciye, bal ve vanilya aromaları ile tam bir lezzet şöleni.

Böylece William Grant & Sons'ın mabedi olan damıtımevleri turumuzun da sonuna gelmiş oluyoruz. Üzerimizde tatlı bir yorgunluk, otelimizin yolunu tutuyoruz.
1 Haziran Çarşamba :

Sabah kahvaltısının ardından yine minibüsümüzle yollara koyuluyoruz. Hedefimiz Edinburgh. Son günümüzü Edinburgh'ta geçireceğiz. Yaklaşık 4 saatlik bir yolculuğun ardından Edinburgh'a varıyoruz ve The George Hotel'e yerleşiyoruz. Otel şehrin merkezinde ve şehrin en önemli caddesi olan Royal Mile'a da çok yakın. Eşyalarımızı otele bıraktıktan sonra şehri keşfe başlıyoruz. Sizlere özellikle The Bow Bar, The Albanach ve Queens Arms isimli barları tavsiye edebilirim. Viski çeşidi açısından bir hayli tatminkarlar.  Viski dükkanlarından ise Royal Mile ve  The Whisky Experience gayet güzel ama bir o kadar da pahalı mekanlar. Viskinin en ucuz bulunabileceği yerler ise süpermarketler ama maalesef onlarda da çeşit az.

2 Haziran Perşembe:

4 gün süren yorucu ama bir o kadar da keyifli bir yolculuğun sonuna geliyoruz. Dünyanın en önemli damıtımevlerinden ikisini ziyaret etmiş ve ilk ağızdan bilgiler almış olmanın gururu ve yeni dostluklar edinmiş olmanın mutluluğuyla İstanbula varıyoruz. Slainte!